Maximonline Röportajı


A.A. : Önce sizi tanımakla başlayalım. Çocukluğunuzdan ve okul yıllarınızdan bahseder misiniz?

Ş.A. : İzmir doğumluyum. Tahsil hayatımı İzmir’de tamamladım. Okuduğum okulları şöyle sıralayabilirim: Namık Kemal İlkokulu, Karataş Ortaokulu, Konak Koleji ve İzmir Gazetecilik Yüksek Okulu. Çocukluk yıllarım ile ilgili unutamadığım bazı anılarımı sizlerle paylaşayım. Birçok erkek çocuğu gibi futbola meraklıydım. Örneğin mahalleler arası futbol maçları düzenlerdik. Pul koleksiyonu yapardım. Koleksiyonculuk merakım geçen yıllar içinde artarak, çeşitlenerek gelişti. Ama o yıllarda başlayıp da bende meslek haline dönüşen en önemli hobim ve anım, kendi gazetemi ve dergilerimi hazırlamamdı. Beyaz ambalaj kağıtlarını alır, gazete, dergi boyutlarında keser, katlardım. Sonra bunlara kendim yeni, duyulmamış adlar bulur, künyelerine de yine kendi adımı koyardım. Ailemizle ilgili bir olay varsa manşet yapardım. Yazı, haber ve reklamları gazete ve dergilerden keser, bunları hazırladığım bu tek nüshalık yayınlarıma yapıştırırdım. Yepyeni bir gazete veya dergi ortaya çıkardı. Sonra bunları aile büyüklerime okumaları için verirdim. Bayatlamış haberlerden oluşan, o özene bezene hazirladığım yayınıma bakarken benim ileride bu işi yapacağıma ihtimal veriyorlar mıydı bilmiyorum.

A.A. : Meslek hayatınız ne zaman ve nasıl başladı?

Ş.A. : Meslek hayatım bir bakıma, önceki sorunuza verdiğim yanıtta olduğu gibi çok amatör de olsa ilkokul çağlarımda başlamış oldu bir bakıma. Sonra ortaokulda ve lisede okul gazetelerini tek başıma hazırlamaya başladım. Ve sonunda İzmir’de açılan Gazetecilik Yüksek Okulu’na girdim. 1971 yılında bu okulun ilk mezunlarından oldum. Bu yıllarda İzmir’in mahalli gazetelerinden Ege Ekspres gazetesinde ücret almadan çalışmaya başladım. Buradaki performansım İzmir Yeni Asır Gazetesi yöneticilerinin dikkatini çekmiş olacak ki bu gazeteye ücretli olarak transfer oldum. Böylece, 1970′te basında profesyonel yaşamım başlamış oldu. Sonraki yıllarda askerlik hizmetim başladı. Terhisimden sonra bir süre özel teşebbüste yönetici ve işyeri sahibi olarak hayatımı sürdürdüm. 1982′de bir arkadaşımın önerisi üzerine yine Yeni Asır Gazetesi’nin İstanbul temsilciliği bünyesinde çalışmaya başladım. Artık İstanbul’luydum ama en önemlisi yine mesleğime dönmüştüm. Ancak bir yıl sonra bulunduğum yerdeki bazı yönetim değişikliklerindendolayı ekip halinde istifa ettik. Çok kısa bir süre sonra da Rönesans Şirketler Grubu’nu kurduk. Bu şirketlerde yayıncılık, yatçılık ve fuarcılık hizmetleri veriliyordu. Ben, yayın bölümünün başındaydım. Karizma, Çağdaş Büro, Bilgisayar Magazin, Sezon, Medica, Trade with Turkey gibi Yayın Yönetmenliklerini yaptığım, uzun yıllar sürecek dergiler çıkardık. 1994 yılında kendi isteğimle bu şirketlerimden ayrıldım. Hiç bir bağımlı işim olmayacak, sadece gezecektim.

A.A. : Firmaniz ve yayınlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Ş.A. : Yayıncılık virüsünün altı ay bile geçmeden beni tekrar bulduğunu gördüm. Bu kez 1995′te Ant Yayıncılık’ı kurdum. Önce Bilgisayar Gazetesi, hemen ardından Fotoğraf Dergisi yayın hayatlarına başladı. İlerleyen yıllarda Photo Digital ve Collection Dergisi Türk yayın hayatında yerlerini aldılar. İlk günkü heyecanımla, arkadaslarımla bu yayınları okurlarımıza sunuyoruz. Dikkat ederseniz, sahibi olduğum yayınların adları içeriklerini tek kelimede tanımlamış oluyorlar. Dolayısıyla bu dergileri ilk sayılarından itibaren duyururken fazla zorlanmış olmadık. Bilgisayar Gazetesi, bilişim sektörüne yönelik olarak hazırlanıyor, posta ve kurye sistemiyle protokol abonelere gönderiliyor. Fotoğraf ve Photo Digital iki ayda bir dönüşümlü olarak yayınlanırlar. Collection ise üç ayda bir çıkıyor. Bu üç dergi de abonelik sistemi ile birlikte Türkiye genelinde gazete bayilerinde ve seçkin kitapçılarda satılıyorlar. Müsadenizle öğünerek söyleyeceğim bir notum daha olacak bu arada. Fotoğraf Dergisi, ülkemizde bugüne kadar yyayınlanmış en uzun ömürlü fotoğraf dergisidir. Yine Bilgisayar Gazetesi de şu anda yayınlanmakta olan aylık bilgisayar yayınlarının içinde yayın sayısı olarak ilk sıralarda yer alıyor.

A.A. : Bazı yayınlanan gazete ve dergilerle bir süre sonra sahipleri arasında sıkı bir duygusal bağ oluşur. Sizin de yayınladığınız gazete ve dergiler arasında özel bir yeri olan yayınınız var mı?

Ş.A. : Çok doğru bir teşhis bu. Şu an için 5 çocuğum var diyebilirim. 4 süreli yayınım ve bir kızım. Kızım, çocukluk ve öğrencilik yıllarında bana her zaman yardımcı olmuştu. Bir bakıma benzer bir meslek olan sinemayı seçti. Şimdi Hollywood’da yönetmenlik ve editörlük yapıyor. Ve dolayısıyla sayıları belki de şimdilik 4 olan diğer çocuklarımla başbaşa bıraktı. Ben ve ekibim onları büyütmeye, geliştirmeye çalışıyoruz. Hepsi benim ve bizler için çok önemliler.

A.A. : Türkiye sürekli krizlerle iç içe yaşayan bir ülke. Durum böyle olunca bir yayın organını uzun soluklu aynı kalitede devam ettirmek ve reklam alabilmek çok zorlaşıyor. Sizin bu konudaki başarınızın sırrı nedir?

Ş.A. : Burada uzun yılların deneyimleri var tabii. Ne kadar başarılı olduğumuz tabii sizlerin takdirleri. Kısaca şöyle söyleyeyim. Bir üçgen düşünün. Her bir köşesinde yayıncı kuruluş, okur ve hitap ettiği sektör yer alıyor. Üçgeni daima eşkenar üçgen olarak tutmaya gayret etmek gerekir. Tabii burada özveriler, sezgiler, mesleki deneyimler etkili oluyor. Sevgi, saygı gibi unsurlar da bu işin içinde oldukça etkili olarak yer alacak. Benim reçetem bu…

A.A. : Bize biraz da işinizin zorluklarından bahseder misiniz?

Ş.A. : Üretim sektörleri bence daima zor sektörlerdir. Hele bu sektör zamanla sınırlı ve periyodik üretim yapıyorsa işi daha zordur. Süreli yayınlar belirli zamanlarda okurlarına ulaştırılan yayınlardır. Dolayısıyla bu yayınlar o tarihte okuruna ulaşıncaya kadar hiçbir mazeret söz konusu olmayacaktır. Kağıt bulamamak, matbaanın arıza yapması, elemanların hastalanmaları, renk ayrımlarının gecikmesi, yazıların, reklamların yetişememesi gibi mazeretler kabul edilemez. Bir yayın, o sayı için bir tane reklam alamamış olsa bile mutlaka çıkacaktır. Bu işin başlıca kuralıdır.

A.A. : Çok stresli bir işiniz var. Sürekli zamana karşı yarışıyorsunuz. Daha bir yayının baskısı tamamlanmadan bir sonraki ayı planlamak zorundasınız. Üzerinizdeki negatif enerjiyi atıp rahatlama için özel bir yönteminiz var mı?

Ş.A. : Dergiler birkaç sayı çıktıktan sonra belli bir şablona otururlar. Daha sonra küçük rötuşlar gerekebilir. Ama içeriğin daima güncel olması gerekiyor. Burada tabii yayın yönetmenin görevi başlıyor. Bir dergi daima taptaze olarak, dolu dolu olarak, güzel mizanpajıyla, kaliteli baskısıyla belirlenen sürede okurunun elinde olabilmelidir. Bu tabii birçok kişinin özverili çalışmalarıyla, dikkatleri ve bilgi birikimleri ile oluyor. Dolayısıyla stres her zaman bizlerle beraber. Ben, negatif enerjimi gezerek, hobilerimle ilgilenerek dağıtmaya çalışıyorum. Dünyadaki güzellikleri keşfetmeye, onları tanımaya ve sevmeye çalışırım.

A.A. : Firmanız içinde kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlardınız?

Ş.A. : Ben ekibimle daima birlikte, onlarla ağabey, arkadaş ilişkileri içinde çalışırım. Fikirlerine önem veririm. Kendilerinden öneriler isterim. Sert karakterli bir patron olmadığımı söyleyebilirim. Aslında birlikte olduğum ekibin patronları olmak yerine daima ağabeyleri olmayı tercih etmişimdir. Bu yöntem zaman zaman bazı aksaklıklara sebep oluyorsa da genelde iyi sonuçlar verir. Kısaca şöyle söyleyebilirim. Biz, süper ligde oynayan iyi bir ekibiz.

A.A. : Türkiye’de elinizde yetki olsaydı ilk olarak neyi düzeltmek isterdiniz? Neden?

Ş.A. : Bu soruyu Türkiye’deki herkese ayrı ayrı sorsanız benzer yanıtların dışında belki milyonlarca öneri alırdınız. Tabii benim de zaman zaman kendime bu soruyu sorduğum olmuştur. Bir tanesini hemen söyleyeyim. Türkiye’deki seçim sistemini değiştirirdim. Milletvekillerinin seçmenler tarafından seçilmeleri gerektiğini düşünmüşümdür hep. Parti başkanlarının seçerek hazırladıkları listeye oy vermemiz bence çok yanlış. Bir bakıma yeni siyasi liderlerin yetişememesi de bu sebepten olabilir. Aklıma ilk gelen bu oldu.

A.A. : İş hayatınızın dışında özel ilgi alanlarınız var mı? Mesela spor yapabiliyor musunuz?

Ş.A. : Yürüyüş dışında pek spor yapamıyorum. Gezmeyi çok seviyorum. Her fırsatta bir yerlere gitmeye, yeni yerler görmeye çalışırım. Tabii en önemli hobim koleksiyon yapmak. Pul toplamamın dışında bazı koleksiyonlarım da var. Bunları geliştirmeye çalışıyorum. Bu uğraş beni çok rahatlatıyor.

A.A. : Aşağıdaki kelimeler size ne ifade ediyor? Tek kelime veya cümle ile açıklar mısınız?

Ş.A. :
Gazete: Yayıncılıkta her gün tekrarlanan 100 metre koşusu
Başarı: Doruklar
Keyif: Doruklarda gezinmek
Sigara: Keyifsizliğin sembolü
Sanat: Tanrının bazı insanlara verdiği ayrıcalık
Futbol: Kırk yıllık dostum
İstanbul: Güzellikler diyarı
Fotoğraf: Anılarımızın ışıkla belirlenmesi
Para: Birçok idealin anahtarı.

A.A. : Son olarak bize önümüzdeki 5 yil için planlarınızdan bahseder misiniz?

Ş.A. : Türkiye’de tabii gelecek 5 yıl için bile olsa sağlıklı planlar yapmak çok zor. İnsanlar nasıl hayalleri için yaşarlarsa kuruluşlar da projelerini hayata geçirmek için yaşarlar, uğraşırlar. Ben biraz fazla hayalleri olan insanımdır. Bu hayallerimi de bir an evvel hayata geçirmek isterim, istemişimdir. Örneğin, bugün altıncı yaşını süren Photo Digital bir anlık hayalin sonunda ortaya çıkmıştır. Gelecek yıl 10. yılımız. Fotoğraf Dergisi ve Bilgisayar Gazetesi 10 yaşında olacaklar. Bunların kutlamaları var. İlkini geçen yıl düzenlediğimiz 2. Ulusal Fotoğraf Sempozyumu 2005′te yapılacak. Bazı kitap dizilerimiz ile birlikte birçok sürprizlerimiz de var. Ve 5 yıl sonra sevdiklerimizle, dostlarımızla 15. yılımızı kutlayacağız…

Aykut Altındağ
www.maxionline.com